|
Türk Böbrek Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı da olan Erk, yaptığı
açıklamada, Türkiye'de artan kalp ve böbrek hastalıklarının halk
sağlığını tehdit eden boyutlara ulaştığını söyledi.
Erk, resmi araştırmalara göre, kronik böbrek yetmezliği hastalığına
yakalanma riskinin dünya ortalamasının yüzde 10 olduğunu, bu oranın
Türkiye'de yüzde 14'e çıktığını aktararak, “Ülkemizdeki bu oranı dünya
ortalamalarına çekebilmek için somut çalışmalar gerçekleştirmemiz
gerekiyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları çocukluk çağlarında başlar. Bu
konuda anne ve babalar, evdeki beslenme ve okulda tüketilen yiyeceklerin
kontrolü ile sağlıklı nesillerin oluşmasına önemli değerler
katabilirler” diye konuştu.
Son dönem kronik böbrek yetmezliği hastalığının önemli ve önlenebilir
nedenlerinden biri olan yüksek tansiyon hastalığının kalp sağlığı için
de önemli bir sorun olduğunu anlatan Erk, şöyle devam etti: “Tuz,
fazla miktarda tüketildiğinde kan basıncını artıran, yüksek tansiyona
neden olan, yüksek tansiyonun neden olduğu kalp-damar ve böbrek
hastalıklarını oluşturan önemli bir gıda maddesidir. Genetik yatkınlık
gibi durumlar bu faktöre eklendiğinde hipertansiyon hastası olmak
kaçınılmaz hale gelir. Hipertansiyon hastalarının tedavisinde tuzun
kısıtlaması, kan basıncının kontrol altına alınmasında ilaç kullanımı
kadar önemli. Kan basıncının yükselmesine neden olan hipertansiyon,
damarlar, kalp ve böbreklerde tahribata yol açarak bu hastalıkların
ilerlemesine neden olur. Böbreklerin bir görevi de vücuttaki kan
basıncını belirlemek olduğundan yüksek tansiyonu tetikleyen dış etkenler
böbrek sağlığının da bozulmasına yol açıyor.”
TÜRKİYE'DE GÜNLÜK TUZ TÜKETİMİ
Timur
Erk, Türkiye'deki toplumsal beslenme alışkanlıklarına bakıldığında
günlük gıda tüketiminin en az yarısını ekmek ve unlu mamullerin
oluşturduğunu, ortalama damak tadına göre de unlu mamullerin içinde
önemli miktarlarda tuz bulunduğunu dile getirerek, şunları kaydetti: “Sağlıklı
beslenmek, hipertansiyonu önlemek ve bu hastalığı tedavi etmek için
günlük kişi başına ortalama 6 gram tuz tüketilmesi gerekirken 2008
yılında yapılan bir çalışmaya göre, ülkemizde kişi başına günlük
ortalama 18 gram tuz tüketildiği ve bu miktarın yaklaşık 7,2 gramının
beyaz ekmek ve unlu mamullerin tüketimi sonucu alındığı belirlenmiştir.
Bu noktada alınması gereken başlıca önlem ise tuz tüketimin toplum
sağlığı için önce bireyden başlayacak bir hareketle kısıtlanması ve
sınırlandırılması, daha sonra da bunun toplumsal farkındalık olarak
hayata geçirilmesidir.”
Tuzun bütün paketli gıdalara dayanıklılığı artırmak üzere girdiğini,
soslar, işlenmiş etler, hazır çorba ve et suyu tabletleri, konserveler,
turşu ve hatta tatlı bisküvilerde de belirli miktarda tuz bulunduğunu
ifade eden Erk, toplumsal tuz tüketimi davranışı için şu tavsiyelerde
bulundu: “Tuzsuz ekmek veya tuzu azaltılmış ekmek ve unlu mamul
üreten fırınların sayısını arttırmak için girişimlerde bulunulmalı.
Üzerinde içerdikleri tuz miktarını yazan gıdaları tercih edilmeli, gıda
üreticileri besinlerin içerdiği tuz miktarını yazmaya teşvik edilmeli,
tuzu fazla miktarda içeren gıdalar daha az tüketilmeli. Çocuklara tuzun
zararları anlatılmalı, okullarda tuzun zararlı olabileceği öğretilmeli.
Gıda üreticilerinden daha az tuzlu besinler talep edilmeli. Sofralarda
tuz bulundurulmamaya çalışmalı, yemeğin tadına bakmadan tuz atmadan
vazgeçilmeli.”
Erk, ayrıca tuz tüketimin sınırlandırılmasıyla ilgili lokantalardaki
tuzlukların masalardan kaldırılması ve ekmeklerdeki tuz oranlarının
düşürülmesi amacıyla TBMM Sağlık Komisyonu ile bir proje üzerinde çalıştıklarını aktararak, bu kapsamda çeşitli çalışmalarda bulunacaklarını vurguladı.
|